İki yıl sonra…

Hahaha! İlk postumun ardından nerdeyse iki yıl geçmiş ve buraya bir adet bile (sayıyla 1) evet tekrar ediyorum bir adet bile yazı yazmamışım? Neden mi? Çok basit, o anne olmadan önce atıp tuttuğum profile tam da cuk oturduğum için tabi ki ve tabi ki hayatımın tam ortasına veledi koyduğum ve anneden başka bir şey olmayı bir türlü beceremediğim için. Yine de duruşumu korumayı başarmak istiyorum ve yazabildiğim süreçlerde zaman zaman bu harikulade olması gereken dünyanın karanlık yerlerini de ortaya çıkarmak istiyorum. 

Geri dönüp baktığımda bıdık doğduktan sonra hayatın bana bir çok anlamda okkalı tokatlar patlattığını söyleyebilirim. (Anne olmak şöyle birşey,  ateist olmana rağmen yavrun olduğu için ve Allah’ın olma ihtimaline ve seni evladınla cezalandırma ihtimaline karşı korkmak, ve ağzından çıkan herşeyin içinde bir pır pır hissi yaratması demek, dolayısıyla okkalı tokatlar patlattı lafını “buna da şükür, Allah daha kötüsünü vermesin gibi yarı inandığın bir iç sesle söylemek demek) Devam edelim, bu tokatlar arasında doğumdan sonra yüz felci olmak, doğum kiloları yetmezmiş gibi uzunca bir süre kortizon kullanmak, üstüne üstlük bıdığı emzirememek, evlilik konseptini tam hazmedememişken birden çocuklu ve evli dünyanın rutinlerine boğulmak, işini kaybetmek, hayatta ilk kez çok yoğun bir geçim korkusu yaşamak, kendisi de ayrı bi buhran yaşayan beyle münakaşadan münakaşaya zıplamak… Ve belki de en dramatik olanı, sahip olduğun tüm kimlikleri bir anda kaybedip, tek bir kimikle kalakalmak: Anne kimliğiyle.

Çok da yanlış anlaşılmasın, o dönemle baş etmenin başka bir yolu olduğunu da düşünmüyorum, tek bir kimlikle yekpare olarak ancak göğüs gerebileceğin bir dönem… Esas mesele eski kimliklerini tekrar kazanabilmek. Bunu da yine doğa belirliyor sanırım, ilk bir sene başka bir şey düşünemez ve yapamaz oluyorsun. Sadece ve sadece çocuk düşünüyorsun. Bol kimlikli bir insan idiysen, yeni durumun getirdiği ezikliği, eksiklik hissini bolcana yaşıyorsun. Repertuarında daha önce hiç olmayan fakat bir anda üst kimliğin haline gelip, tüm diğer kimliklerini ezip geçen bu hale bir türlü alışamıyorsun. Birinin çıkıp sana bunun çok doğal olduğunu söylemesi iyi oluyor ama etrafta bir sürü kadın bu durumu “hayattaki en güzel duygu” diyerek öyle bir yüceltiyor ki, sen tam da öyle hissedemediğin için daha da boktan hissediyorsun. Tüm bunların içinde mükemmel olman gerektiğini düşündüğün ve mükemmelliği bırak iyi olmayı bile beceremediğini düşündüğün bir misyonun var, o da yavruya bakmak… 

Sonuç itibariyle yine geri dönüp baktığımda şunu görüyorum, .çocuk sahibi olmaya ne kadar hazır olsanız da, anne olmaya hazır olmuyorsunuz. En azından benim için böyle oldu. Annelik muhteşem bir şey diyemediğim için beni affedin, çünkü hiç muhteşem diil. Tüm bu düzende muhteşem olan tek bir şey var o da yavrunun kendisi. Onun annesi olsan da olmasan da o muhteşem olmaya devam ediyor. Sen de en iyisinden aktif bir seyirci olup, kendine pay çıkarmaya çalışıyorsun. Belki de kendine ne kadar pay çıkarırsan o kadar iyi oluyor. Ben bunu hiç yapamadım. Bunu da başka bir yazıya saklayalım…

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s