anarşikim, huysuzum ve tüm annelere kılım…

Her trende uyma zorunluluğum olduğu için benim de mutlaka bir anne blogum olmalı diye düşündüm geçen hafta… Ne de olsa tüm blogger annelere de kıldım. Kıl olduğum bu dünyayı daha yakından tanımak ve  her anneye kıl olup kendimin ne menem bir anne olacağımı aksiyon halinde iken tespit edip, kayıt altına almak ve belki, hatta büyük ihtimalle göt olmak için bir blog tutmamın şart olduğunu da düşündüm bir yandan.

Niye kılım önce ondan başlayayım, sonraki yazılarda hamilelik, evlilik gibi  tüm dünyanın kutsadığı, benim ise bir türlü kutsallaştıramadığım gibi kutsallaştırılmalarına da maksimum kıl olduğum konuları da yavaş yavaş ele alırım diye düşünüyorum.

Girizgahı,  anne olmayı çok istemiş olan bir bünye olduğumu belirterek yapmak isterim. Bence hayat doğum-üreme-ölüm döngüsünden başka çok da derin bir anlam içermiyor. Canlılar bu döngüyü en optimum şekilde tamamlayarak daha büyük bir çarkın parçası oluyorlar. Biz insanlar  bu çarkta mutluluğu, diğer canlılarsa hayatta en kıyak şekilde kalmayı maksimize etmeyi amaçlıyorlar. Onun dışında da çok bişey yok. Yeni bir can yaratmak, cana bakmak, canı büyütmek, bu çarka katmak aslında tuhaf bir şekilde anlamsız gelebilse de düşünen bünyeye, aslında düşünce sistematiğinin çok dışında kalan DNA’ya kazınmış başka bir kurallar bütünün parçası. Bu sebeple de sanırım, anti-rasyonel olabilen bu davranış, bir yandan da çok mutlu edebilen bir hadise. Kendinden başka bir can ile ilgilenmek, illa çocuk doğurmak anlamına da gelmiyor aslında. Evlerini ve hayatlarını başka bir canlıyla paylaşanlar yahut çocuk evlat edinenler de doğurup büyütmeye yakın bir hazzı,  kendilerini hayatın odağına koymaktan vazgeçip başka bir canı koruyup kollamanın güzelliğini yaşıyorlar.

Bu noktada bu blogun doğmasındaki ana fikir devreye giriyor işte… Bu hazzı yakalayan  insanların çok ama çok büyük bir kısmı, özellikle dişi olanları, doğurdukları, baktıkları, koruyup kolladıkları canları hayatın (başka hiçbirşeye yer olmayacak şekilde) en ortasına, en üstüne, en bi enlerine koyabiliyorlar rahatlıkla.

Babaları, partnerleri, ortakları, paydaşları hepsini devre dışı bırakıp, dünyayla olan ilişkilerini tamamen o can üstünden tekrar tanımlayıp bana çok tuhaf gelen bir kimlik konumlaması oluşturabiliyorlar. İşte kıl olduğum, karikatür bulduğum esas şey bu.

Bu insanları 60 yaşına geldiklerinde 25 yaşındaki hamilelere doğum hikayelerini anlatırken, çocukları dışında başka hiçbirşeyden bahsetmezken, forumlarda, bloglarda anneliği, hamileliği, doğumu vs. yi aşırı dozda kutsallaştırırken bulabilirsiniz rahatlıkla. Dünya alaşağı olurken çocuklarının kaç öğün, kaç cc süt içtiğini tartışırken ya da okuldaki müsamerenin en gereksiz detaylarını anlatırken görebilirsiniz.

Hayat bir mucize, ya da değil bilemiyorum. Amino asitlerin oynaşmasıyla oluşmuş, toz ve gaz bulutunda kendine yer edinmiş bir oluşum, bir edim, bi bişey… Hepimiz bunun şu veya bu şekilde bir parçasıyız yüzbinlerce yıldır… Amacım, kendimde bu döngünün bir parçası olurken, standart annelik tuzağına düşmemek, kendimi, kendi hamileliğimi, doğurma hadisemi ve doğacak çocuğumu gereğinden fazla kutsallaştırmamak, etrafıyla teması kesilmiş, kafayı çocucuğuyla yemiş bir anne olmamak.

Bu blogu, dediğim gibi bunu ne kadar gerçekleştirebileceğimi görmek, bu tuzaklara düşerken kendimi seyretmek, bazen kendimle alay edebilmek için tutmaya başlıyor, biraz da ezber-bozan bir duruşu savunmak amacıyla huzurlarınızda açıyorum.

Burdan buyrunuz efenim…

 

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s